2. TAROT VE RENK SEMBOLİZMİ

Tarot ve Sembolizm -1. Giriş baslikli yazıdan devam…

Renklerin tarot kartlarıyla ilişkisini bilmek, okumalarımıza yeni bir perspektif kazandıracaktır. Jung’a göre renkler bilinç altının ana dilidir çünkü renkler bir çeşit sözsüz iletişim aracıdır. Örneğin, Marsilya destesine baktığımızda kartların parlak renklerle boyandığını görürüz ve bu bilinçsizce yapılmış bir seçim değildir çünkü parlak renkler ruhumuza hitap ederler, duygularımızı harekete geçirirler, iç sesimizi ve yaratıcılığımızı tetiklerler. Bunun nedeni de doğadaki parlak renkli canlıların çoğu zaman zehirli olmasıdır, insan beyni bu sebeple parlak renklere karşı oldukça duyarlıdır. Bu bilgiye dayanarak renklendirilen Marsilya destesi, okuma boyunca okuyucunun dikkatini üzerinde toplamış olur. Ancak, tarot kartlarının renklerle ilişkisi salt dikkati cezbetmeyle sınırlı değildir.


Festoon of Fruit and Flowers, Jan Davidsz.de Heem, c.1660

RENK SEMBOLİZMİ

Renkler, hayatın her alanında önemli bir yer teşkil eden ve seçimlerimizi etkileyen sembollerin başında gelmektedir. Sanat ve antropolojide renk sembolizmi, renklerin farklı kültürlerdeki sembol anlamlarını ifade eder. Bu bağlamda, renk sembolizmini ele alırken kültür ve zaman değişkenleri de değerlendirilmelidir çünkü bir renk bir kültürde bir manaya diğer kültürde ise farklı bir manaya işaret edebilir ya da bir dönem içerisinde bir renge yüklenen anlam, diğer bir zaman dilimi içerisinde anlamını yitirebilir.

Renkler iki şekilde anlam kazanırlar, ilki renk-doğa ilişkisidir, ikincisi ise renk-psikolojik sembolizm ilişkisidir. Renk-doğa ilişkisine göre, renklere anlam yüklememize neden olan araçlardan biri doğadır, yani renkler kimi anlamlarını direkt olarak doğadan alırlar. Tıpkı ateşin kırmızıyı, suyun maviyi anımsatması gibi. Bu nedenle bu tür bir sembolizm evrensel ve zamansızdır. Renk – psikolojik sembolizm ilişkisine göre, renkler anlamını insan zihninde kültürel deneyimlere bağlı olarak ya da güncel deneyimlerle eş zamanlı olarak olarak kazanırlar. Bu anlamlar evrensel olmayabilecekleri gibi doğayla ilişkili olmak durumunda da değillerdir. Örneğin kırmızı renk, Çin’de şans anlamına gelirken Güney Afrika’da yasın rengidir.

PSİKOLOJİK SEMBOLİZMDE RENKLER

Renkler çeşitli çevresel ve kültürel faktörler aracılığı ile de beynimizin farklı alanlarını uyarabilirler, bu nedenle psikolojik sembolizmi anlamak önemlidir. Renklerin pozitif ve negatif etkileri şöyle listelenmiştir.

  • Kırmızı: Enerji, sıcaklık, güç, tepki, dinamizm, hareket, cesaret, heyecan, aşk, tutku, asilik, asabilik, şiddet, tehlike.
  • Turuncu: Enerji, mutluluk, hareket, heyecan, sıcaklık, denge, yaratıcılık, ahmaklık, gösteriş, samimiyetsizlik.
  • Kahverengi: Doğa, sağlamlık, güvenilirlik, gerçeklik, sıcaklık, konfor, rahatlık, durağanlık, istikrar, bıkkınlık.
  • Sarı: Neşe, umut, canlılık, aydınlanma, iletişim, büyüme, iyimserlik, egoizm, sahtekarlık, ihanet, korkaklık, aksilik.
  • Yeşil: Doğa, büyüme, üretkenlik, yenilenme, sadelik, sakinlik, umut, sağlık, gençlik, barış, iyi şans, kıskançlık, toyluk.
  • Mavi: Güven, gerçeklik, temizlik, sakinlik, memnuniyet, pasiflik, serinlik, içe dönüklük, melankoli, depresyon.
  • Mor: Spiritüalite, mistisizm, inanç, bilinçaltı, asalet, yaratıcılık, farkındalık, ilham, hassasiyet, kibir, zalimlik, yaş, ölüm.
  • Pembe: Sevgi, aşk, romantizm, şefkat, özen, kabullenme, sakinlik, pasiflik zayıflık, utangaçlık, miskinlik, muhtaçlık.
  • Siyah: Güç, asalet, incelik, zenginlik, bir döngünün bitişi, gizem, ölüm, yozlaşma, depresyon, boşluk, korku, öfke.
  • Beyaz: Saflık, temizlik, doğruluk, erdem, masumiyet, yenilik, yumuşaklık, saygı, ölüm, soğukluk, ilgisizlik, sakınganlık.
  • Gri: Nötrlük, zeka, alçak gönüllülük, güven, serbestlik, sakinlik, soğuk, inziva, ilgisizlik, üzüntü, köhnemişlik, kasvet.

TAROT VE RENK SEMBOLİZMİ

Bugün bizlere rehberlik edebilecek onlarca tarot destesi bulunmaktadır. Bu destelerin üzerindeki renkler bilinçli bir seçimin sonucu olabileceği gibi estetik kaygılar güdülerek seçilmiş de olabilirler ya da renkler destenin tasarımcısının kendi kültür kodlarından yola çıkılarak seçilmiş olabileceği gibi tamamen keyfi olarak seçilmiş de olabilirler. Bu nedenle zihnimizde renk sembolizminin temellerini doğru şekilde atabilmek için bize tarotun alfabesi niteliği taşıyan Rider – Waite – Smith destesi yardımcı olacak çünkü RWS destesi, yoğun şekilde sembol kullanılan bir deste olmakla birlikte renk sembolizmini de kapsayan bir destedir.

RWS destesinin majör arcanaların yanısıra değnek, kılıç, kupa ve tilsim serilerinden oluştuğunu biliyoruz. Bu dört seri psikolojik sembolizme uygun düşen dört temel renk ile temsil edilir. Değnekler ateş elementiyle temsil edilirler dolayısıyla bu serinin rengi kırmızıdır ve kırmızı renk eylem, hareket, dinamizm belirttiğinden değnek kartları eylem kartlarıdır ve bize atmamız gereken adımları bildirirler. Kılıç serisinin elementi hava elementidir, bu elementin rengi sarıdır ve burada sarı renk zihinsel faaliyetleri, aklı ve mantığı temsil eder ve bize zihnimizi, mantığımızı kullanmamızı, meselelere analitik yaklaşmamızı öğütler. Kupa serisine karşılık gelen element su elementidir, rengi mavidir ve mavi renk iç dünyamızı, duygularımızı ve duygularımızla ilgili süreçleri ifade eder, tarotta mavi renk bize duygularımızı gözden geçirmemizi, onlarla barışmamızı önerir. Tilsim serisinin elementi ise toprak elementidir, rengi yeşildir ve yeşil renk bu seride büyüme, üretkenlik, şans, kıskançlık gibi anlamları ifade eder ve tılsımlar bize söylem biçimlerimizi belirlemede yardımcı olurlar.

  • Değnek – Ateş – Eylem – Eril – Kırmızı
  • Kılıç – Hava – Düşünce – Eril- Sarı
  • Kupa – Su – Duygu – Dişil – Mavi
  • Tılsım – Toprak – Söylem – Dişil -Yeşil

RWS kartlarındaki renkleri düşünecek olursak kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, indigo, mor, kahverengi, gri, siyah ve beyaz olmak üzere 11 farklı renk olduğunu görürüz.

KIRMIZI: Kırmızı, ışık tayfında insan zihninin görebildiği ilk renktir, bilinçli zihnin rengidir. RWS destesinde İmparator, Büyücü ve Adalet kartlarında kırmızılar içinde figürler görürüz. Bu kırmızı giysiler figürlere eylem odaklılık, güç, tutku, yetenek, liderlik ve tepkisellik özellikleri verirler. Kırmızı renk aynı zamanda öfke, şiddet, şehvet gibi ilkel dürtüleri de ifade eder. Görüldüğü gibi kırmızı renk, olumlu ve olumsuz anlam katmanları arasında gidip gelen bir sarkaç gibidir. Kırmızı aynı zamanda kök çakranın rengidir, kök çakra yaşam gücünü ve hayatta kalma içgüdümüzü temsil eder yani yaşamayı. Yaşamak, sarkacın her iki tarafını da yaşamak demektir. Eğer çok fazla kırmızı renkle çevriliysek maddiyata düşkünlük, alkol ve seks bağımlılığı gibi bağımlılıklar ortaya çıkar ve çok fazla kırmızı renk bizi gergin ve öfkeli yapacaktır.

TURUNCU: Sarı ve kırmızı renklerin birleşiminden oluşur ve turuncu rengin iyileştirici gücü her iki rengin tek başına yapabileceğinden daha fazladır. Turuncu renk, cinsel enerji ve yaratıcı enerjiyi ifade eder. RWS destesinde turuncu renk genellikle kıyafetlerde kullanılmıştır ve bu da bize figürün harekete geçmek üzere olduğunu anlatır. Örneğin ateş elementli değnek kartlarında değnekler turuncu renkle ifade edilmiştir. İmparator kartı turuncu rengin en yoğun kullanıldığı kartlardan biridir ve bu kartın bir anlamı irade gücü ve yaratıcılıkla eyleme geçilerek üstesinden gelinmesi gereken zorluklardır. Sakral çakranın rengi turuncudur, sakral çakra bizim partnerlerimizle olan ilişkilerimizi işlevlendirir. Bu çakrada fazla ya da az enerji bulunması durumunda cinsel problemler, özgüvensizlik ve çevre ile uyumsuzluk ortaya çıkar. Bir açılımda tarot kartlarında fazla ya da az turuncu renk bulunması bize sakral çakrayı hatırlatmalıdır.

SARI: RWS kartlarında en çok kullanılan renktir. Sarı renk hava elementinin, erilin ve parlak güneşin rengidir ve berraklık, yaratıcılık, koruma, entelektüellik, neşe ve pozitifliği ifade eder. Örneğin sarı giysileri olan değnek kraliçesi ilgi çeken, neşeli, pozitif, iyimser, sosyal bir figürdür. Budala ya da değnek dörtlüsü kartlarını da elimize alıp bir baktığımızda dikkatimizi ilk çeken şeylerden biri sarı renk olacaktır çünkü sarı renk bunlar ve benzerleri kartlarda bilinç üstünü ya da bilincin en üst seviyesini ifade eder. Sarı solar pleksus çakrasının rengidir. Solar pleksus çakrası, diğerleriyle olan ilişkimizi belirler, biriyle karşılaştığımızda ona kanımızın kaynamasına ya da ondan hoşlanmamamıza sebep olan solar pleksus çakrasıdır, yani bu çakra diğer insanların titreşimlerini algılamamıza yardım eder. Solar pleksus çakrasının fazla ya da az çalışması durumunda kendimizi, duygu, istek ve deneyimlerimizi doğru bir gözle görüp değerlendiremeyiz. Bir iç huzursuzluk ve tatminsizlik durumu söz konusudur. Bu çakradaki dengesizlik tarot kartlarında sarı rengin yoğun ya da az görülmesi ile tespit edilir.

YEŞİL: Yaşam ve doğumu anlatır, denge, barış ve uyumun rengidir. Yeşil renk tarot kartlarında doğanın kendisini betimlemek için kullanılmıştır, bu yeşil alanlar bizim için hem dinlenilecek hem de incelenecek bir araştırma sahasıdır. Örneğin tilsim yedilisi ve kılıç beşlisi kartlarındaki yeşil giysi ya figürün genç olduğunu ya da figürün yeni bir yolculuğa çıkmak üzere olduğunu gösterir. Yeşil renk doğa ile olan ilişkisi nedeniyle büyümeyi anlatır, tarot kartlarında yeşilin fazla görülmesi verilen emeklerinin karşılığının alınacağı bir döneme girildiğinin işaretidir. Kalp çakrasının rengi yeşildir, bu çakrada fazla ya da az enerji bulunması durumunda tarot kartlarında da yeşil fazla ya da az görülecektir. Bu durumda sevgi alıp verme konusunda bozulmalar görülür, bir şeyleri değiştirme gücünü kendimizde bulamayız.

AÇIK MAVİ: Azize, Ermiş, Ay ve Yıldız kartlarının her birinde mavi renk su elementinin yani bilinçaltının simgesidir çünkü tarot kartlarında bilinçaltı su elementiyle ifade edilir, suyun oluşturduğu dalgalar ise duygu akışını ifade ederler. Örneğin RWS tarot kartlarında bir figür mavi renkle çevriliyse bu o figürün temsil ettiği kişinin derin düşündüğü, bir bilinçaltı süreci yaşadığı, içsesine ulaşmaya çalıştığı anlamına gelir, tıpkı Ermiş kartında olduğu gibi. Bildiğimiz üzere Ermiş kartı, derin düşünce sonucu oluşan muhakeme yeteneği ve bilgeliği ifade eder. Mavi boğaz çakrasının rengidir, yani iletişim merkezinin. Boğaz çakrasında aşırı ya da az enerji bulunması durumunda kişi doğru iletişim kuramayacaktır. Dolayısıyla tarot kartlarında çok fazla mavi renk görüyorsak bu bize boğaz çakrasını düşündürmelidir.

İNDİGO: Mavi rengin enerjisine benzer ancak anlamlar çok daha derinleşir. Bütünlük, iç ses ve altıncı hissi ifade eder. Psikolojik ya da spiritüel büyümeyi anlatır. Görme, ses ve koku alma organları bu rek işininin etkisi altındadır ve zihin, beden ve ruh için uyarıcı ve canlandırıcıdır. Fiziksel, duygusal ve spiritüel düzlemde görme, işitme ve kokuyu etkiler. Auradaki indigo yüksek derecede maneviyat, bütünlük ve derin samimiyet gösterir. İndigo, üçüncü göz çakrasının rengidir. Tarot kartlarında indigo bize üçüncü göz çakrasında bir enerji azlığı ya da fazlalığı olduğunu çağrıştırmalıdır. Bu çakrada enerji dengesizliği bilinçaltı ve sezgilerde bozulma, korku, aşırı heyecan, üstünlük hissi, şüphe, kıskançlık, batıl inançlara kapılma gibi problemleri ortaya çıkarır.

MOR: İçgörü, bilgelik ve görünenin ötesini görebilmeyi ifade eder. Duygu ve düşünceyi temsil eden mavi renkle, hareket ve tutkuyu ifade eden kırmızı rengin bir bileşimidir. Adalet, ve kılıç kralı kartlarında more renk derin düşünce hali ile uzunca muhakeme ederek ulaşılmış kararları ve bunları eyleme geçirmeyi ifade eder. Tarot kartlarında mor renk aynı zamanda zenginliği ifade etmek için de kullanılmıştır. Örneğin Şeytan kartındaki kadın figürünün üzümden kuyruğu tilsim kralının giysisindeki üzümlere benzemektedir, yani çok fazla maddiyata tamahkarlık bireyi Şeytan kartına yani bağımlılığa götürecektir. Mor renk, taç çakrasının rengidir. Tarot kartlarında görünen mor renk bize taç çakrasını hatırlatmalıdır. Taç çakrasındaki fazla enerji ilgi açlığı, dikkat çekme isteği, cinsel çekicilik arzusu gibi istekleri tetiklerken eksik enerji bulunması durumunda ise güvensizlik, çevreden soyutlanma, yetersizlik duygusu hakimdir. Yine kartlarda görünen mor renk yüksek alemlerden yardım alınacağının bir işaretidir.

KAHVERENGİ: Doğası gereği dünyevi bir renktir. RWS destesinde eylem belirten değnekler kahverengi ile gösterilir. Tarot kartlarında kahverengi görüldüğünde bu en temel seviyelerdeki eylemlerin yapılmakta güçlük çekildiği anlamına gelir.

GRİ: Tarot kartlarında gri renk, gelecekten pek umutlu olmamak, herhangi bir duygu ya da tutku hissetmemek anlamına gelir. Aynı zamanda Asılı adam, kupa beşlisi gibi kartlarda iki birbirine zıt bakış açısı söz konusu olduğunda dengenin sağlanması için ortaya çıkar. Belirsiz geleceği, örtülü ve gizemli durumları ifade eder.

SİYAH: Azize, Şeytan, kılıç dokuzlusu kartlarında geceyi, karanlığı ve gizemi anlatır. Tarot kartlarında siyah renk karanlık bir sırrı ya da gerçekliği, çözülmemiş, engellenmiş hırsları, üzüntü, pişmanlık ve cehaleti sembolize eder, gelecekle ilgili kaygı duyduğumuzu ifade eder. Örneğin Kule kartında fonda siyah renk bulunur ve üzüntü, pişmanlık gibi duyguları anlatır. Siyah rengin tek başına kullanılması onun apokaliptik doğasını vurgularken, beyaz renkle kontrast oluşturacak şekilde kullanılması ise uyumu ve dengeyi anlatır.

BEYAZ: Ölüm, Denge, Kılıç ikilisi kartlarında görülen beyaz renk saflık, temizlik, yeniden doğum, masumiyet ve huzuru temsil eder. Eğer beyaz renk siyah renkle birlikte kullanılmışsa otorite figürünü gösterir. Tarot kartlarındaki beyaz giysili figürler insan idrakının ötesinde bir varlığı ifade ederler. Tarot kartlarında beyaz renk görüldüğünde yüksek bir kaynaktan gelen başlangıçlar, fikirler ve fırsatlara işaret eder.

1. TAROT VE SEMBOLİZME GİRİŞ

Tarot kartlarını okumayı öğrenmek en başlarda biraz korkutucu olabilir ama bunun Tarot ve Şehir Efsaneleri ile hiç ilgisi yok. Tarotun ne demek olduğunu iyi kavramış olan bir tarot okuyucusu lanetlenmekten ya da başına bir takım tekinsiz ve meşum işlerin gelmesinden korkmaz. Onun korkusu daha çok kartların üzerinde ayan beyan duruyor olanı bilgi eksikliği nedeniyle gözden kaçırmakla ilgilidir.

Konu tarot kartlarını okumak olduğunda ben, senaryosunu Stephen King’in yazdığı Rose Red Konağı (2002) adlı mini dizideki Ellen Rimbauer’a dönüşüyorum. Kartlarımla anne – evlat (vice versa) gibi vakit geçirmek, her bir küçük detayın hiç de kendisi gibi küçük olmayan anlamını bilmek, tarot hakkında okumalar yapmak ve öğrendiklerimi paylaşmak çok keyifli, bu sebeple işimin öğrenme, anlama ve anlatma kısmı asla bitmiyor. Örneğin, tarot kartlarındaki en sevdiğim sembol olan Kırmızı Tüy yazısını yazarken o kadar çok şeyi öğrendim ve hatırladım ki, sembollerle ilgili bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim.

Bu yazi dizisini okumayı bitirdiğinizde tarot kartlarının üzerindeki sembolleri daha yakından tanıyor ve kartların anlamlarını daha iyi biliyor olacaksınız. Böylece hem tarot kartlarını okuma beceriniz gelişecek hem de kartlarınızla aranızdaki bağ kuvvetlenecek. Üstelik yalnızca kartları değil doğayı, evreni ve kendinizi de daha iyi okumayı öğrenebileceksiniz.

Tarot ve Sembolizm” yazı dizisini tanıdığım ya da tanımadığım ama tıpkı benim gibi olduklarını bildiğim “tarot kız kardeşlerim” için yazıyorum çünkü kadınların sevdikleri şeyi içlerinden geldiğince yapabilmeleri ve yaparken de bilgilenerek güçlenmeleri beni çok mutlu ediyor.

SEMBOLİZM

Semboller, duyularla ifade edilemeyen bir şeyi belirten somut nesne veya işaretlerdir. “Sembol” kelimesinin etimolojik kökeni Eski Yunancadaki συν, sin (birlikte) ve βολή, voli (atış/atma) kelimelerinin bir araya gelerek oluşturduğu σύμβολον, simvolon yani “birlikte atmak, birlikte birleştirmek” kelimesine dayanır. Kavramsal olarak ise sembol kelimesi, bir şeyin başka bir şeyi temsil etmesi anlamında ilk kez 1590 yılında Edmund Spenser tarafından The Faerie Queene (Peri Kraliçesi) adli şiirinde kullanılmıştır.

Alman filozof Cassirer, sembolü somut olanın yanı sıra zihinsel kurgular olarak da kabul ederek, sembolik hayal gücü ve zekaya yalnızca insanda rastlandığını belirtir. İnsanı “animal symbolicum” (sembolleştiren hayvan) olarak adlandırır ve onu kendi yarattığı sembollerden oluşan bir dünyada yaşayan bir sembol üreticisi olarak tanımlar. Sembolik zekâ ve düşünme, bir nesneye sembolmuş gibi anlamlar yükleme kabiliyetidir. Örneğin, uzay gemilerine çok meraklı bir çocuğun eline geçirdiği tv kumandasına onun bir uzay gemisi olduğu anlamını yüklemesi gibi. (Selam laughtear).

Freud ve Jung’a gore insan zihni, semboller ile düşünmek ve iletişim kurmak üzere donatılmıştır. Peki bizi kuşatan bu semboller nereden gelirler? Jung, kişinin kendi deneyimlerinden oluşan kişisel bilinçaltına ek olarak, kişinin miras aldığı ve evrensel öğeler içeren bir sayk bölgesi daha olduğunu ve sembollerin buradan doğduğunu söyler yani Jung’ a göre semboller kollektif bilinçdışından doğarlar. İnsan sembol ureticisi olma isini kendiliğinden ve bilinçsizce yapar. (bkz. Tarot ve Jungiyen Arketipler).

Semboller insanlık tarihi kadar eskidirler. Mağara duvarlarında gördüğümüz eski çağlara, örnegin paleolitik doneme ait resim ve figürler aslında birer sembol, birer mimesistirler ancak bu dönemde resim ve figürler çoğunlukla birer piktogram ve ideogram niteliğindedir. Piktogram, tek bir kavramı anlatan resimlerdir, örneğin mağara duvarındaki at resmi başkaca bir kavramı değil, atı işaret etmektedir. Piktogramların bir oluş, bir durum, bir duygu anlatmak için bir araya getirilmesineyse ideogram denir, örneğin Mısır hiyeroglifleri birer ideogramdır. Sanatsal faaliyetlerin ve sembollerin üst paleolitik dönemde, piktogram ve ideogramlar aracılığı ile ortaya çıktığı düşünülür.

Ritratto dei coniugi Arnolfini, Jan van Eyck, 1634

Bir sembolün gücü, kendisine yüklenen anlamı aktarabilme kabiliyetine bağlıdır. Sembollerin kendisini oluşturan topluma, o toplumdaki kültürel çeşitliliğe ve coğrafi koşullara göre şekillenen kültürel kodları vardır. Bir toplumda sembolik bir değere sahip olan bir nesne, başka bir toplumda hiçbir anlam ifade etmeyebilir, farklı bir anlama gelebilir ya da yasaklı olabilir.

Sembolizm ya da simgecilik, bir semboller sistemidir, bir şeyi onun sembolü aracılığı ile anlatma vey gösterme biçimidir. Bazı zamanlarda “açıklayıcı, öğretici” bazı zamanlarda ise “gizleyici” bir özelliğe bürünebilmektedir. Bir takım hakikatlerin herkes tarafından anlaşılabilmesi isteniyorsa sembollerin “açıklayıcı” niteliğine başvurulur, böylece bilgi basite indirgenerek herkes tarafından öğrenilebilir hale gelmiş olur. Kadim öğretilerin ya da dini bilgilerin aktarılmasında ise sembolizmin “gizleyici” niteliğinden yararlanmak fayda sağlar çünkü kimi hakikatlerin o hakikatleri öğrenme mertebesine ulaşamamış kimselerden gizlenmesi gerekir. Bunun birkaç sebebi vardır. Örneğin tekamül düzeyi yetersiz, dogmatik kişiler hakikati açıklayan bilge kişilere karşı düşmanca tavırlara girebilirler ya da hakikatin taşıdığı enerji yükü kapasitesi yetersiz olana fazla gelip ona zarar verebilir yahut hakikatler, onları amacına uygun kullanmayan kişiler tarafından kötü niyetlerle kullanılabilir. Bu nedenle ezoterizmde gizli tutulması gereken birçok bilgi, sembollerle anlatılmıştır ki sadece onu anlayabilecek düzeye gelenlerin o bilgiye ulaşması sağlanabilsin.

TAROTTA SEMBOLİZM

“Tarot Nedir?” başlıklı yazıda tarotun birçok sembolden oluşan bir dil, bir bilinçaltı okuma aracı olduğu ifade edilmişti. Sembolik anlamda ise tarot, Platon’un Ruh Kuramı‘na da dayandırılabilen, Budala’nın Yolculuğu‘dur. Tarot destesindeki 22 majör arcana kartının her biri, bu yolculuğun bize deneyimler kazandırarak bizi kendimizin daha iyi bir versiyonuna eriştiren çeşitli safhalarını anlatırlar.

Majör arcana kartlarından başka, bir tarot destesinde 56 adet de minör arcana kartı bulunur. Minör arcanalar değnek, kılıç, kupa ve tılsım sembollerinden oluşan 4 adet 10’lu seri halinde bulunur. Değnek, eril semboldür. Elementi ateştir, eylem, hareket, coşku, ilham, güç ve büyümeyi temsil eder. Kılıç da eril semboldür. Elementi havadır. Adalet, otorite, akıl, iletişim, çatışma ve kimi zaman da şiddetle ilintilidir. Kupa, dişil semboldür. Elementi sudur. Duygusal, ruhani, psişik, sanatkar, yaratıcı yönümüzü ifade eder. Yine, tılsım da dişil semboldür. Elementi topraktır. Koruma, para, kariyer, finans, mülkler, maddiyat ve sağlıkla ilişkilidir.

Bu 10’lu serinin prens, şövalye, kraliçe ve kraldan oluşan 4 adet de “saray kartı” vardır. Prensler toprak elementini temsil eden deneyimsiz öğrencilerdir, dışıl enerjidedirler. Şövalyeler ateş elementini temsil eden tutkulu birer eylemcidirler ve eril enerjidedirler. Kraliçeler şu elementini temsil eden sezgileri kuvvetli, kalp merkezli idrakçilerdir ve dişil enerjidedirler. Krallarsa hava elementini temsil eden, entelektüel, kendinden emin, kontrolcü idarecilerdir ve eril enerjidedirler.

Elementleri ve sembolleri bir arada düşündüğümüzde, örneğin değnek prensi ateşin toprağıdır. Buradan yola çıkarak bir yorumlama yapacak olursak, değnek prensi, ateşin toprağıdır. Pozitif yönüyle, ateş elementine sahip olduğu için etrafına mutluluk saçar, çocuksudur ve doğuştan mizah yeteneği vardır. Coşkulu, güvenilir ve özgüvenlidir. Prens statüsünde olduğu için öğrenmeye açtır ve değnek sembolüyle temsil edildiği için de öğrendiklerini eyleme geçirmeye oldukça meraklıdır. Negatif yönüyle ise, yapısında hava elementi eksik olduğu için eyleme geçme konusunda o kadar sabırsızdır ki düşünmeden adımlar atma ve kendi kendini sabote etme eğilimi vardır. Bu sebeple deneme – yanılma yöntemiyle ders alır ve deneyimlerini bu şekilde kazanmış olur. Bundan başka su elementine sahip olmadığı için, duygularına kapılmamak ya da duygularını göstermemekle kendini çok daha iyi hisseder, romantik ilişkiler onu korkutabilir. Ayrıca sezgileri güçlü değildir.

Saray kartı, daima bir insanı işaret etmek durumunda olmamakla birlikte eğer açılıma göre bir insanı temsil ediyorsa, temsil ettiği kişi danışan, danışanın hakkında soru sorduğu ilgili kişi, danışanın hayatındaki başka biri, danışanın problemini çözebilecek bir başka kişi olabilir. Okuyucu bunun kararını çok iyi düşünerek vermelidir. O halde, minör arcanalar, içinde bulunulan durumun negatif yönünü, içinde bulunulan durumun pozitif yönünü, bir durumu, bir eylemi, bir zamanı da belirtebilir.

Tarotta zaman ve zamanlama konusunu belirlemeye yarayan birden çok teknik vardır. Tarot ve Zaman başlıklı yazıda bu teknikler üzerinde durulacaktır. En basit tekniğe göre, değneklerin mevsimi bahar, kılıçların mevsimi sonbahar, kupaların mevsimi yaz ve tılsımların mevsimi de kıştır.

“Saray kartları” dışında kalan minör arcanalar “pip kartı” olarak adlandırılır. Tarot destesinde, pip kartları ve majör arcanalar rakamlandırılmışlardır. Bu sayede, tarot kartlarını numerolojiden yararlanarak da okuyabilmekteyiz. Tarot açılımlarında tekrarlayan veya ardışık rakamlar ve sayılar, örneğin, o sayının numerolojik anlamını, belirli bir sürümün ne kadar süreceğini ya da bir şeyin başlangıç ya da bitiş zamanını verebilir. Daha fazla bilgi icin Tarot ve Sembolizm – Numeroloji yazisini okuyabilirsiniz.

Tarot kartlarında bitkiler, hayvanlar, gezegenler ve diğer nesneler de önemlidir, bulundukları yere öylesine konmuş değillerdir. Bu sebeple tarot okuyucusu, sosyoloji, psikoloji, astronomi, zooloji gibi dallara ve gelin daha da ilginçleştirelim floriyoloji gibi alt dallara ve hatta bestiary (bestiarum vocabulum) gibi kitaplara meraklı olmalıdır. Bu noktada, Tarot ve Sembolizm – 2. Bitki Sembolizmi ve Tarot ve Sembolizm – 3. Hayvan Sembolizmi adli yazilara bir goz atabilirsiniz.

Tarot kartlarında renklerin de anlamı ve özel bir yeri vardır. Renkler sayesinde danışan ya da ilgili kişi hakkında bilgi çekebilmiş oluruz. Tıpkı rakamlar ve sayılar gibi, tekrarlayan renkler, birbirinin tamamlayıcısı veya karşıtı olan renkler de bize fikir verirler. Bu nedenle bir tarot okuyucusunun renk teorisine de hakim olması gereklidir. Tarot ve Sembolizm – 1. Renk Sembolizmi yazısıyla bu yazının devamını okuyabilir ve daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Okuyucuya not: Bu yazı dizisi için RWS destesi temel alınmıştır.

“HADLEY CADISI” MARY WEBSTER

Mary Reeve (Webster)’in 1617 – 1624 yılları arasında İngiltere’de doğduğu ve ailesinin daha sonra Massachusetts Körfezi Kolonisi’nde bulunan Springfield’a yerleştiği bilinmekte. Mary, 1670’te William Webster’la evlendi. Bu sırada Mary 46 ve William ise 53 yaşındaydılar. Çift, Springfield’in kuzeyinde, Connecticut nehri kıyısında bulunan Hadley kasabasında yaşamaya başladı. İkilinin maddi olanakları öylesine kötüydü ki bazen kasaba halkından yardım almak zorunda kalıyorlardı ve bu durum da çiftin kasabalının antipatisini kazanmasına sebep oluyordu.

Mary’nin cadılıkla suçlanıp yargılanmasına sebep olan olayları Sylvester Judd, History of Hadley adlı kitabında şöyle anlatıyor:

Mary Webster’ın pek de uysal olmayan yaradılışı yoksulluk ve ihmalle daha iyi hale gelmiş değildi, incitildiğinde sert sözler kullanıyordu. Küçümsendiğinde ya da kötü muamele gördüğünde, huysuzlaşıyor ve komşularından bazılarına kin güdüyordu.

Kapısının önünden geçilerek gidilen otlağa doğru ilerleyen arabalara koşulmuş atlar, Mary onları büyülediği için bir anda duruyorlar ve geriye dönerek koşmaya başlıyorlardı, öyle ki hiçbir at Mary’nin kapısının önünden geçemiyordu. Böyle durumlarda arabacılar, Mary’nin evine girerek onu kamçılıyor ya da kamçılamakla tehdit ediyorlardı ve Mary de geçmelerine izin veriyordu.

Bir başka hikayeye göre, bir başka evde ocağın bacasından içeriye giriveren bir tavuk kazanda haşlandı ve çabucak fark edildi ki Mary Webster’ın da bir yanık izi vardı.

Bu yanık izini Mary’nin bazı komşuları “cadı damgası” olarak adlandırmaya başladılar. Bazı komşulara göreyse Mary, komşularını rahatça gözetleyebilmek için tavuk kılığına girmişti, diğerlerine göre de Mary komşuları gözetlemesi için onlara tavuk kılığında bir “familiar” göndermişti. Batı demonolojisinde “familiar”, bir cadıya şeytan tarafından hediye edilen ya da başka bir cadıdan miras kalan kurbağa, kedi, köpek, böcek gibi küçük bir hizmetkar hayvan ya da küçük bir şeytani varlıktır.

Mary, 27 Mart 1683’te Northampton idari mahkemesinde yargılandı. Yargıçlar, John Pynchon, Peter Tilton, Philip Smith (bkz. Pamela Colman Smith), William Clarke ve Aaron Cooke’tan oluşmaktaydı ve vakanın daha etraflıca incelenebilmesi için Mary’nin Boston’a gönderilmesine karar verdiler.

Nisan 1683’te Mary, Boston’a gönderildi. 1 Haziran 1683’te görülen mahkemede suçsuz bulundu ve Hadley’e geri döndü. Hadley halkı, ustaca yaptıkları şahitliklere rağmen Boston jürisini Mary’nin bir cadı olduğuna ikna edemediklerine epey hoşnutsuzdu. Bir süre sonra, Mary’i Boston’a gönderen yargıçlardan Philip Smith hastalanınca da bu durumdan Mary sorumlu tutuldu.

Portrait of a Puritan Lady, Berwick Museum & Art Gallery, 1638

Salem Cadı Mahkemeleri’nin önde gelen isimlerinden Cotton Mather, Magnalia Christi Americana adlı kitabında Philip Smith’in son günleri hakkında şunları yazıyordu:

Bay Philip Smith, … , 1684 kışında tüm New England’ı şaşkınlığa uğratan korkunç bir büyü ile öldürüldü...

(Philip Smith) Ocak ayının başlarında siyatik ağrıları çekmeye ve iyiden iyiye hastalık hastalığından muzdarip olmaya başladı. Refakatçiler, onda ölümden sonraki hayata dair bir merak görüyorlardı, fazlaca hevesli ve mutluluk içindeydi. Dünyevi şeylerden o kadar kopmuş ve yorulmuştu ki hayatta kalmak için dua etmeyi isteyip istemediğini bilmiyordu. Yalnızca ilahi aşkın kendisiyle olacağından fazlasıyla emindi. Kendini kaybederek, “Tanrım, dur! Yeter, şu zayıf hizmetkarının taşıyabileceğinden fazla bu!” diye haykırıyordu. Ancak tüm bunların ortasında, kendisini tehdit eden hasta kadının (Mary Webster) büyüler yaparak üzerinde etki bıraktığını söylemekten de geri durmuyordu.

Mather, Smith’in hasta yatağında yaşanan garip olaylardan da bahsediyordu. Nöbet geçiren Smith’in yatağının etrafında tırmalama sesi duyuluyor, yatağının üzerinde alevler beliriyordu. Bazen de odayı garip kokular kaplıyordu, bir defasında odayı alevde kızaran elma kokusu kaplamıştı ve odadaki tüm elmaları atmak zorunda kalmışlardı. Ayrıca refakatçiler, yatağın içinde kedi büyüklüğünde bir varlık hissetmişler ancak ona dokunmayı başaramamışlardı. Hastalık ve ölüm hakkında sınırlı derecede bilgiye sahip Püriten kültürde bu türden vakalar ve zorlu hastalıklar ya tanrıdan gelen bir ceza olarak kabul ediliyordu ya da hastaya büyü yapıldığının bir işaretiydi.

Kasabalılardan bazı genç adamlar, Mary’i huzursuz ettiklerinde Smith’in acılarının dinip, adamın huzur içinde uyuduğuna inanıyorlardı. Bu sebeple, Mary’nin peşine düşmeye karar verdiler. Bundan sonra Mary’nin başına gelenleri, Thomas Hutchinson’ın History of the Massachusetts Bay Colony adlı kitabından takip edebiliyoruz:

Philip Smith hasta yatağında yatarken, bir kaç genç adam, yaşlı kadının üzerinde bir deney yapmaya karar verdiler. Mary’i sürükleyerek evden çıkardılar. Sabaha dek ve neredeyse son nefesini verene kadar Mary’i boynundan bir ağaca asılı halde tuttular. Daha sonra kadını aşağı indirerek bir kaç kez karda yuvarladılar ve sonunda da karın içine gömerek orada bırakıp gittiler; ancak Mary hayatta kalırken, melankolik adam öldü.

Bu olaydan hemen sonra Philip Smith, hastalığına yenik düştü ve Mary ise 11 yıl daha yaşayarak 1696’da hayatını kaybetti. Bu süre içerisinde zorbaların cezalandırılmadığı ve kasaba halkının Mary’e sıkıntı vermeye devam ettikleri şüphe götürmez ama Mary’i tekrar cazalandıramadılar çünkü dönemin yasalarına göre bir suçtan bir defa cezalandırılan kişi, aynı suç için bir kez daha cezalandırılamazdı. Ölümünden sonra Mary’nin evinden bir yatak, evin bakım ve temizliğine yarayacak bir iki eşya, eşinden kalan bir İncil, bir Mezmurlar Kitabı ve üç de vaaz kitabı çıkmıştır.

Kanadalı yazar ve şair Mary Atwood, Mary Webster’ın atalarından biri olduğunu öne sürerek 1985 yılında Mary’e ithaf ettiği The Handmaid’s Tale adlı kitabı ve 1995 yılında da yine ona ithaf ettiği Half – Hanged Mary adlı şiiri yazmıştır.

Mary Webster bugün hala bir çok kadına ilham kaynağı ve en kötüsü yaşansa bile güzel günlerin geleceğine dair umut ışığı olmaya devam etmekte. Tıpkı tarot destesindeki Asılı Adam kartı gibi.

PAMELA COLMAN SMITH

En bilinen ve tarotun alfabesi haline gelen tarot destesi, Pamela Colman Smith tarafından tasarlanan ve Rider Company’nin piyasaya sürdüğü Aralık 1909 tarihli Rider – Waite – Smith destesidir ancak zaman içerisinde Smith ifadesi silinmiş ve geriye Rider – Waite ikilisi kalmıştır. Gelin bu önemli sanatçıyı burada bir kez daha analım ve teşekkürlerimizi sunalım.

Pamela Colman Smith

Pixie lakaplı Pamela Colman Smith, 16 Şubat 1878’de Londra’da doğdu. Jamaika’lı bir anne ve Amerikalı tüccar bir babanın kızıydı ve onların tek çocuğuydu. Baba tarafından Smith – Hooker, anne tarafındansa Colman – Chandler’dı. Bu ailelerin dördü de İngiltere kökenli olup Massachusetts’te yerleşikti. Büyükbabası Cyrus Porter Smith 1839 – 1842 yılları arasında Brooklyn belediye başkanıydı. Atalarından bir diğeri ise, Margaret Atwood’un “Half Hanged Mary” adlı şiirine ve “Handmaid’s Tale” adlı kitabına ilham veren meşhur “Hadley Cadısı Mary Webster” vakasına sebep olan Philip Smith’tir. Pamela’nın ilerleyen yaşlarında bir sufrajet olmasına sebep olan muhtemelen çocukluğunda işittiği bu öykü ve benzeri öykülerdi.

Pamela, çocukluğunda bir dönem Jamaika’da yaşadı ve burada Jamaika kültürünü öğrendi, daha sonra ise ailesi ile birlikte Brooklyn’e taşındı ve Pratt Enstitüsü’ne kayıt olarak sanat eğitimi almaya başladı. Annesinin ölümü ve kendi sağlık sorunları nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalmasına rağmen sembolizm, romantizm, art nouveau ve arts & crafts akımları altında kendi kimliğini oluşturarak başarılı bir illustratör olabilmeyi başardı.

1899’da babası öldüğünde İngiltere’ye geri döndü ve mesleğine burada devam etmeye başladı, diğer bir yandan da tiyatro için set tasarımları yaptı. Bu tarihten sonra Smith’in iki adet Jamaika halk masalları kitabı yazıp resimlendirdiği biliniyor. 1903’te Pamela, The Green Sheaf adlı dergiyi çıkarmaya başladı ve dergi yalnızca 13 sayı çıkarılabildi. 1904’te ise The Green Sheaf adlı yayınevini kurdu.

1907’de ise Alfred Stieglitz’in desteği ile 291 Gallery’de işlerini “Drawings to Music” adı altında sergiledi ve daha büyük ölçüde tanınırlık elde etti. Bu sergi Pamela’nın olduğu kadar Stieglitz’in başarısının da dönüm noktası oldu. Pamela’nın “Drawings to Music” ismini seçmesi basitçe alınmış bir karar değildi çünkü Pamela tıpkı Kandinsky, Franz Liszt, Wagner, Sibelius gibi sinesteziyi bir armağana dönüştürmeyi başarabilmişti. Sinestezi “çoklu duyumsama” denilen bir nörolojik algı genişlemesidir. Pamela ses-renk sinestezisine sahipti ve bu sayede müziği “görebiliyordu”. Bu sebeple eserlerinin önemli bölümünü müzik dinlerken ortaya çıkarmayı tercih ediyordu. Haziran 1908’de yayınlanan bir yazısında Pamela yaşadığı bu eşsiz deneyimi şöyle anlatıyordu:

Bach’ı dinlediğimde kahverengi giysili genç kızların ellerinde iplerini tutup döndürdükleri çanların gökyüzünde çınladığını duyuyorum çoğu kez. Bir dağın tepesinde, manzara boyunca birbirini hızla kovalayan opal renkli sislerin eşlik ettiği eşsiz bir tazeliğin olduğu sabah gibi…

Chromatic Fantasy – Bach, Pamela Colman Smith

1901’e gelindiğinde Pamela, W. B. Yeats aracılığıyla Altın Şafak Hermetik Cemiyeti ile tanışmıştı. Altın Şafak Hermetik Cemiyeti Samuel Liddell MacGregor Mathers, William Robert Woodman ve Madame Blavatsky’nin Teozofi Cemiyeti üyesi William Wynn Westcott tarafından kurulan, 19.yy sonunda ve 20.yy başında faaliyete geçen, araştırmalarını ve çalışmalarını felsefe, okültizm, metafizik ve paranormal üzerine tahsis etmiş ve üyelerinin de kendilerini bu yönde geliştirmelerini teşvik etmiş bir cemiyettir. Pamela da kendini bu yönde geliştirdi, bu sayede çoğunlukla okültizm ve ezoterizmi şiirlerine konu edinen gizemci şair Arthur Edward Waite ile karşılaştı ve birlikte yeni bir tarot destesi yapmak üzerine anlaştılar ve böylece Pamela’nın olağanüstü hayal dünyasını aktardığı RWS destesi, Waite’in yazdığı The Pictorial Key to the Tarot adlı kılavuz kitap eşliğinde ortaya çıkmış oldu.

Bu tarihe kadar destelerde bulunan figürler yalnızca major arcana ve saray kartlarındaydı. Waite, Sola Busca (1491) destesinde olduğu gibi 78 kartın tamamının resimlendirilmesini istiyordu. Pamela’ya bu desteyi örnek almasını önermişti ve bu tavsiyeyi izleyerek Pamela, minör arcana kartları üzerinde merkez figür kullanan ilk sanatçı haline geldi. Figürleri çizebilmesi için ona arkadaşları modellik etmistir. Örneğin Değnek Kraliçesi kartı üzerindeki figür için Edith Craig ve onun kedisi modellik yapmıştır. Bunun yanı sıra, RWS illustrasyonlarında pelerin ve drapeler içindeki cinsiyet tarafsız, yalnız ve mistik figürler tıpkı bir imza gibidir, bu imzanın izine ilk kez Pamela’nın Sir Henry Irving’i Shakespeare’in VIII. Henry oyunu için Kardinal Wolsey olarak resmettiğinde rastlıyoruz ve bu geleneği RWS destesinde de sürdürdügünü gözlemlemekteyiz.

1911’de Pamela, Bram Stoker’ın The Lair of the White Worm adlı son kitabının illustrasyonlarını gerçekleştirdiği sırada katolizme geçiş yaptı. Pamela’nın bu tarihten sonraki yaşamına dair elimizdeki bilgiler çok az olsa da Pamela’nın I. Dünya Savaşı ve yeni ortaya çıkan sanat akımları sebebiyle işlerini yayınlayamayıp finansal zorluk çektiği ve 18 Eylül 1951’de İngiltere’de hayata gözlerini borç içinde kapattığı biliniyor. Kadınların oy kullanabilme hakkı için de mücadele vermiş bu önemli sanatçının mezarının yeri gömülü olduğu kilisede çıkan yangın sebebiyle günümüzde hala kesin olarak bilinmemekte.

Pamela’nın öyküsünü daha iyi anlamak ve onu daha yakından tanımak isterseniz;

  • Stuart Kaplan – Pamela Colman Smith: The Untold Story
  • Elizabeth Foley O’Connor – Pamela Colman Smith, Artist, Feminist, and Mystic
  • Dawn G. Robinson – Pamela Colman Smith: Tarot Artist: The Pious Pixie

adlı kitapları okuyabilirsiniz.

Overture, Manfred – Schumann, Pamela Colman Smith, 1907

KIRMIZI TÜY

Rider – Waite – Smith (RWS) destesini düşündüğümde en sevdiğim sembolün kırmızı tüy olduğunu fark ettim. Kırmızı tüyü, Deli, Ölüm ve Güneş kartlarında görüyoruz. Bu üç kartın üzerindeki tek ortak sembol elbette ki yalnızca kırmızı tüy değil. Her üç kartta da güneşin farklı evrelerini görmekteyiz ve her üç kartın üzerindeki figür de elinde bir nesne tutmakta. Ayrıca kartlar üzerine düşündükçe kartların çok katmanlı anlamları sayesinde bu türden birçok analoji bulmak mümkün ancak biz şimdilik kırmızı tüy sembolü üzerinde duracağız.

Kırmızı tüy, kaynaklarda yaşam enerjisi (çi, prana), aktiflik, canlılık, stabilite, güç, kuvvet, cesaret, tutku, şans anlamlarına geliyor. Tarot kartlarında kırmızı tüy sembolünün seçilmesinin nedenlerinden birinin, kök çakranın (mulahadra) renginin kırmızı olması oldukça muhtemel. Bundan başka, Deli kartında kırmızı tüy “S” şeklindedir ve bu bize caduceus ve kundalini enerjisini hatırlatır. Caduceus, Hermes’in asasıdır. Kuyrukları birbirine değen ve bir asaya sarılıp sarmal oluşturarak yukarı yönde ilerledikten sonra birbirine bakan iki yılan ve asanın topuzunun iki yanında bulunan iki kanattan oluşur ve spiritüel uyanışı simgeler, yani kundalini uyanışını… Tıpkı Baphomet sembolünde olduğu gibi. Ölüm kartındaki kırmızı tüy de bu uyanış sürecini anlatır. Güneş kartındaki kırmızı tüy ise yukarı yönlüdür ve artık uyanış tamamlanmıştır. Bir başka deyişle Deli’nin yolculuğu süresince Ego ölmüştür ve kundalini uyanışı yaşanmıştır.

Tarot, ruhun olduğu kadar aklın ve zihnin de yolculuğudur. Hava elementiyle olan ilişkisi sebebiyle tüyler aklı, zihni ve entelektüelliği temsil ederler. Örneğin Deli kartı söz konusu olduğunda aslında Deli ismiyle ile ifade edilen figür ne aptal ne de budaladır, aksine oldukça zekidir ve öğrenmeye hazır bir tabula rasadır. Buna karşın, Deli’nin tecrübe eksikliği vardır ve her döngüde yolculuk safhaları bir bir tamamlanmaya başladığında Deli, edindiği deneyimlerle olgunlaşıp yeni bir karakter kazanacaktır. Bu sebeple Deli kartı için kırmızı tüy, aklı ve entelektüelliği simgeler diyebiliriz. Ölüm kartında ise kırmızı tüy yaşam gücünü ifade eder. Yaşam gücünün yok olması bir anlamda aklın da ölümüdür. Bu sebeple Ölüm kartında kırmızı tüy aşağı yönlü ve oldukça gösterişsizdir. Güneş kartı ise Kabalistik hayat ağacı şemasında reş harfine tekabül eder. Bu şemada “reş”, güneş yolunun ismidir ve İbranicede “reş” kelimesi baş anlamına gelmektedir. Dolayısıyla Güneş kartında da akıl ve entelektüelliğe vurgu kırmızı bir tüyle yapılmış olur. Doğumu temsil eden Deli kartıyla filizlenmeye başlayan zihin, değişimi temsil eden Ölüm kartıyla başkalaşır ve yeniden doğumu temsil eden Güneş kartı ile de son formuna ulaşır.

De menagerie, Melchior d’Hondecoeter, 1690

Peki tarot kartlarına nereden gelip konmuştur bu kırmızı tüy? Deli kartında figürün omzunda taşıdığı azık çantasının üzerinde bir kartal başı bulunmaktadır. Dolayısıyla Deli’nin başındaki yeşil taca tutturulmuş kırmızı tüyün bir kartal tüyü olduğu varsayılabilir. Amerikan yerlileri için başlıklarında kırmızıya boyanmış bir kartal tüyü taşımaları savaşta yaralanmış ve hayatta kalmış olmalarının bir sembolüydü. Geçmişten bu yana ritüellerde kırmızı tüy kullanımı mücadele gücümüzü çalıştırarak içimizdeki savaşçı arketipiyle bağlantı kurmayı ve onu etkinleştirmeyi sağlamanın bir yoludur. Bir başka görüşe göre ise kırmızı tüy, rengi sebebiyle Fenix (Simurg, Anka) kuşunu, dolayısıyla yeniden doğumu temsil etmektedir ve Deli, Ölüm ve Güneş kartlarının doğum, ölüm (değişim) ve yeniden doğumu ifade etmesi bir tesadüften ibaret değildir. Diğer bir görüş ise bu tek tüyle tanrıça Ma’at’a gönderme yapıldığını öne sürer. Tanrıça Ma’at, Mısır inançlarında düzen, doğruluk, denge ve adalet tanrıçasıdır ve başında bir bantla çevrilmiş bir deve kuşu tüyü taşır. İnanışa göre ruh kalpte yaşar ve Anubis Maat’in başında taşıdığı “doğruluk tüyü”nü terazinin bir kefesine ölülerin kalplerini ise diğer kefeye koyarak tartar ve ölen kişinin hayattayken iyi biri olup olmadığını değerlendirir (psikostazi). Kalp tüyden hafifse bu ölen kişinin iyi biri olduğu anlamına gelir ve kişi Aaru’ya gönderilir ancak kalp daha ağır gelirse ölülerin kalbiyle beslenen Ammit kalbi yer ve kişinin ölen kişi Duat’ta kalmaya mahkum bırakılır ve yeniden doğum şansını kaybeder.

Kuşların göklerde özgürce uçabiliyor olmalarından dolayı onlara ruhani özellikler atanarak kutsal kabul edilmeleri ve kuş tüylerinin spiritüel birer iletişim aracı olması anlayışı çok eskilere dayanmakta. Örneğin Türkler için kuşlar Gök Tanrı’nın temsilcilerinden biridir. Mısır tanrısı Horus’un başı bir şahin başıdır. Yine Mısır tanrısı Thoth’un başı, bir ibiş kuşunun başıdır. Yunan mitolojisinde tanrıça Hekate’nin mesajcı bir baykuşu vardır. İrlanda mitolojisinde tanrıça Morrigan’ın karga formuna girip savaş meydanında uçtuğuna inanılır, bu nedenle karga tüyü kutsal sayılır. Hint mitolojisinde Vişnu’nun bineği Garuda insan vücutlu, kartal başlı, kartal kanatlı bir figürdür. Slav mitolojisinde Gamayun insan başlı kuş vücutlu, her şeyi bilen ve insanlara tavsiyeler veren bir varlıktır. Çeşitli folklorlerde bunlara benzer bir çok insan-kuş karışımı hibrit varlık ve kuşlara dair bir çok mit bulabilmek mümkündür. Günümüz popüler kültürüne göre ise kuş tüylerinin meleklerle ilişkilendirildiğini duymayanımız çok azdır. Birden bire önlerinde belirdiğini düşündükleri tüylerin, meleklerin bir selamı ve işareti olduğuna inananların sayısı azımsanacak gibi değildir. Bu kişiler için kırmızı tüy iyi şans anlamına gelmekte ve bazı fiziksel ve ruhsal problemlerin iyileşebileceğinin işareti olarak kabul edilmekte.

Tarot okumaya başladığım ilk dönemlerde, kırmızı tüy, taşıdığı tüm bu anlamlar sayesinde bana tarot kartlarının bir palimpsest gibi okunabileceğini fark ettirmişti. Tarot kartları rastgele seçilmiş figürlerden ve şekillerden oluşan kartlar değillerdir, yani hiçbir sembol orada öylesine bulunuyor değil. Özellikle Rider – Waite (Smith) destesini ve Pamela Colman Smith’in Altın Şafak Hermetik Cemiyeti üyesi olduğunu düşündüğümde bu destede henüz keşfedemediğimiz birçok bağlantı ve anlatı olabileceğini düşünüyorum. Böylesi detaylarla bezenmiş kartların tasarımcısının da ayrıca bir yazı ile daha onurlandırılması gerektiğini düşünüyorum. Pamela Colman Smith’in hikayesini bir başka yazıda anlatmak üzere…

TAROT NEDİR?

Tarot bugunkü anlamıyla bir “fal ve kehanet aracı” olmayıp, 78 karttan oluşan bir kişisel gelişim ve psikolojik destek aracıdır. Aynı zamanda tarot, birçok sembolden oluşan bir dil ve bir bilinçaltı okuma sanatıdır. Bu sanatın ortaya çıkışını ve tarih boyunca güçlenerek ilerleyişini birlikte izleyelim…

Tarot kelimesinin etimolojik kökenine baktığımızda, dilimize Fransızca’dan geldiğini görürüz. İlk kez ortaya çıkışı konusunda ise çeşitli görüşler mevcuttur. Bir görüşe göre tarot kelimesinin Fransızca’ya İtalyanca’daki “tarocco, tarocchi” kelimelerinden geçtiği öne sürülmektedir. Bir başka görüşe göreyse tam tersi şekilde, kelimenin İtalyanca’ya Fransızca “tarau” kelimesinden geçtiği öne sürülmektedir.

İtalyanca “tarocco” kelimesinin ilk ortaya çıkışına dair iki farklı görüş daha vardır. İlk görüşe göre “tarocco” kelimesi İtalyanca trionfo (zafer) kelimesinden gelmekte. XV.yy’da oyun kartları veya kağıt oyunları da “trionfo” olarak isimlendirilmekteydi. Zaman içinde “trionfo” denen birden fazla deste ve oyun turu varlık gösterdiği için, tarot oyununu ifade edebilmek için yeni bir kelime olan “tarocco” kelimesi türetildi. İkinci görüşe göreyse, “tarocco” kelimesi Taro Nehri’nden gelmektedir.

Bazi ezoterik kaynaklar, tarot kelimesinin kokenini antik medeniyetler ve Kabala’ya dayandirirlar. Bu goruslerden birine gore tarot kelimesi Misir dilindeki  “ta-rosh” ya da “taru” kelimelerinden turemistir. Bir baska goruse gore de kabalistik bir tetragrammaton olan “tora” ve “rota” kelimelerinden ve bu kelimelerin çeşitli varyantlarından türetilmiştir.

XVIII. ve XIX. yy okültistleri tarot kartlarının kökenini Mısır’a dayandırsa da esasında öncelikle oyun kartlarının asıl kökenini bulmak ve bunun için Çin’e kadar uzanan bir yolculuk yapmak gereklidir çünkü kağıdın ilk keşfedildiği yer Çin’dir. M.Ö. II. yy’da kağıdın bulunması ile Çin, ilk kağıt para, kitap ve kart basan ülke haline gelmiştir. İlk oyun kartları da IX. yy’da Çin’de Tang hanedanı döneminde ortaya çıkmıştır. Bu oyun kartları Domino oyununa benzeyen bir oyunu oynamak için basılmışlardı. Oyun zamanla 4 seriden oluşan bir set haline geldi ve bugünkü halini almaya başladı.

VII. yy’da kağıt üretimi Asya üzerinden Orta Doğu’ya ilerlediğinde, Hintliler ve Persler tarafından yeni kağıt oyunları keşfedildi. Hindistan’da ortaya çıkan oyunlardan biri Ganjifa oyunudur. Ganjifa kartlarının bir çeşidi de Memlük kartlarıdır. Memlük destesinde, polo çubuğu (değnek), kılıç, kupa ve tılsım sembollerini taşıyan ve 10’ar karttan oluşan 4 seri ve 3 de “saray” kartı görmek mümkün. Avrupa’da yayılmaya başlayan ilk kartlar Memlükler tarafından yapılan bu destedir. Memluk destesinden günümüze iki deste (47 adet kart) kalmıştır ve bu kartlar Türkiye’de bulunmaktadır.

Tarot kartlarının 22 majör arcana ve 56 minör arcana kartından oluşan yapısı, XV.yy başlarında kuzey İtalya’da dört sembol serisine (minör arcana) alegorik figürlerden oluşan beşinci bir seri (majör arcana) eklenmesiyle ortaya çıktı. Bu dönemde tarot kartları, oyun kartı olarak kullanılırdı ve oynanan oyun da bugün briç olarak bildiğimiz oyunun atası niteliğindedir.

I giocatori di Tarocchi, XV. yy

Majör arcana serisi XVII.yy’dan beri 22 karttan oluşsa da, serinin en eski örneklerinin çoğu etiketsiz ve numarasız olduğu için majör arcanaların tam olarak kaç karttan oluştuğu bilinmemektedir. Örneğin major arcanaların en eski örneklerini kapsayan XVI.yy Floransasının Minchiate destesinde, Deli kartı ile birlikte 41 majör arcana vardır.

Tarot destelerinin belirli bir standardı izleyişi, 1507 yılını takiben Marsilya’nın İtalya dışı bir tarot kartı üretim merkezi haline gelmesiyle olmuştur. Marsilyalı üreticiler majör arcana kartlarını Roma rakamları ile numaralandırlar, üzerlerine isimlerini yazdılar ve üretimi standart hale getirdiler. Ancak bugün Marsilya destesi dendiğinde tarot destesinin üretildiği yere değil stiline refere edildiği anlaşılmalıdır.

Bilinen en eski tarot desteleri, 1450’lerde Milano’da hüküm süren Visconti-Sforza ailesi için Bonifacio Bembo atölyesinden cikmis olan destelerdir ve 15 desteden 271 kart günümüze ulaşabilmiştir. Eksiksiz olarak günümüze ulaşmayı başarmış en eski deste ise Visconti-Sforza destesinden 40 – 50 yıl sonra ortaya çıkmış olan Sola Busca destesidir.

XVII.yy sonu ve XVIII.yy başlarında tarot kartları birçok Avrupa ülkesinde yüksek popülarite kazandı. XVIII.yy sonlarına gelindiğindeyse Fransız Devrimi, beraberinde felsefi düşüncede büyük değişiklikler getirdi. Bu değişikliklerin alt akımlarından biri de okültizmdi. İnsanlar, dini metinler ve kadim metinlerdeki gizli bilgi ve gizemleri araştırmak üzere bir araya gelmeye başlarken, filozoflar ve okültistler de doğu mistisizmiyle ilgilenmeye başladılar.

Tarotun mistik bir araç olabileceği ihtimalini ilk ortaya atan kişilerden biri Antoine Court de Gébelin’dir. De Gébelin, tarot kartlarının Thoth’un Kitabı‘nı temel aldığını ve Mısırlı rahiplerin bu kitaptaki bilgileri resimler aracılığı ile kodladıklarını yazmıştı. Bu düşüncesini doğrulayan hiçbir belge olmasa da, tarot kartlarının metafizik anlamlar kazanmasıyla minör arcana kartları Yunan felsefesinin dört elementi ile bağdaştırılarak; değnek ateş elementi ile, kılıç hava elementi ile, kupa su elementi ile ve tilsimlarsa toprak elementi ile özdeşleştirilmiş oldu ve de Gébelin’in analizine dayanan Marsilya Destesi tasarlandı. Bundan başka, Fransız okültist Jean-Baptiste Alliette (Etteilla), 1770 yılında tarotun bir kehanet aracı olarak kullanılabileceğine dair bir makale yazdı. Ardından de Gébelin’in yazılarını biraz daha genişleterek tarot kartlarının kökeninin Thoth’un Kitabı olabileceğine dair bir başka makale daha yazdı. Daha sonra 1791’de majikal ve astrolojik bağlantılar içeren ve de Gébelin’in Le Monde Primitif kitabını temel alan Etteilla Destesi’ni oluşturdu. Bu deste kehanette bulunma amacı ile yapılmış ilk tarot destesidir. Bu tarihten sonra tarot kartlarının okültizmle olan bağı güçlendikçe kartlar Kabala ve Yahudi mistisizmiyle de anılır hale geldi.

Bir başka okültist Eliphas Levi, de Gébelin ve Alliette’in çalışmalarını birleştirerek Dogme et Rituel de la Haute Magie isimli bir yazı yayınladı ve tarot kartları ile Hermetik Kabala arasında bağlantılar kurdu. Bu yazidan etkilenen isimlerden biri de Arthur Edward Waite’ti ve bu yazı böylece, günümüzün en çok bilinen tarot destesi olan ve Pamela Colman Smith tarafından tasarlanan RWS Destesi’nin önemli temellerinden biri haline geldi. 1940’a gelindiğinde ise eski Altın Şafak Hermetik Cemiyeti üyelerinden Aleister Crowley de sanatçı Lady Freida Harris’le kendi çalışmalarını aktardığı Thoth Destesi’ni yayınladı ancak yeteri sayıda baskısı olmadığı için bu deste RWS Destesi kadar yaygınlaşamadi. 1960’lara gelindiğinde tarot kartlarının bireysel ve sezgi yoluyla yorumlanması popüler hale gelmişti. Tarot’un Deli’nin yolculuğu olduğunu yazan ve major arcanaların Jung’un arketipleriyle bağını ilk kuran kişi The Tarot Revealed kitabı ile Eden Gary’dir.

Medieval Cat Tarot – Queen of Coins

1970’lerden bu yana ise tarot altın çağını yaşamakta. Günümüzde RWS sistemine dayanan onlarca çeşit tarot destesi ve kendi sistemini oluşturan onlarca oracle destesi bulabilmek ve bu destelerle bireysel ihtiyaçlara uygun çok çeşitli açılımlar formüle edebilmek mümkün.

YOUR CART
  • No products in the cart.
0